İçeriğe geç

Beşer şaşar mı şaşar beşer mi ?

Beşer Şaşar mı Şaşar Beşer mi? Felsefi Bir Sorudan Derinlikli Bir Keşif

Bir sabah uyandığınızda, günün beklenmedik olayları, aksilikleri ya da hata yaptığınız anlar sizi kendinize sormaya itebilir: “Bu kadar kolay hata yapmak neden bu kadar insanı tanımlar?” İnsanlık, hata yapmak ve şaşmak gibi eylemlerle doludur. Ama gerçekten de ‘beşer şaşar’ mı, yoksa ‘şaşar beşer’ mi? Bu basit bir kelime oyunundan öte, insanın özüne dair derin bir sorudur. Etik, epistemoloji ve ontoloji gibi felsefi disiplinler aracılığıyla bakıldığında, aslında çok daha geniş anlamlar taşır. Bugün, ‘beşer şaşar mı şaşar beşer’ sorusunun peşinden gitmek, bu iki farklı bakış açısını sorgulamak için bir fırsat sunuyor: İnsan, doğası gereği mi şaşar, yoksa şaşma, insanın karakterini ve akıl yürütme biçimini şekillendiren dışsal faktörlere mi bağlıdır?

Beşer Şaşar mı Şaşar Beşer? Etik Perspektif

Etik, doğru ve yanlış arasındaki farkları keşfetmeye çalışırken insan doğasına ve bireysel eylemlere odaklanır. “Beşer şaşar” ifadesini etik açıdan ele alalım. Burada, insanın hata yapma ve şaşma kapasitesinin doğasında olduğunu savunan bir bakış açısı mevcuttur. İnsanlar her zaman doğruyu yapamayabilir, bilseler dahi yanlış kararlar verebilirler. Bu bakış açısına göre, şaşmak insan olmanın bir gereği ve her insanın özündeki kırılganlığın bir yansımasıdır.

Antik Yunan’dan bu yana, etik teoriler insanın ne kadar mükemmel olmayı hedeflemesi gerektiğini tartıştı. Aristoteles’in erdem ahlakı anlayışına göre, insan doğası gereği hatalar yapabilir, ancak ahlaki erdem, bu hataları aşmak ve doğru yolu bulmak için çaba göstermektir. Aristoteles’e göre “doğa” insanı şaşmaya eğilimli kılarken, “erdem” bu şaşmaları minimize etmeyi amaçlar. Yani, “beşer şaşar” diyen bir etik yaklaşım, insanın hatalar yapmaya ve şaşmaya yatkın doğasına işaret ederken, “şaşar beşer” diyen yaklaşımda ise, bu şaşmalar, insanın hayatta öğrendiği derslerle zamanla düzeltilebilen bir süreçtir.

Fakat modern etik teorilerinde, özellikle utilitarizm ve deontoloji gibi akımlar, insanın eylemlerinin sonuçlarına odaklanarak, bireylerin davranışlarını daha çok dışsal kriterlerle değerlendirir. John Stuart Mill’in utilitarizmi, bireylerin toplumun genel refahı için hareket etmeleri gerektiğini savunurken, insanın şaşmalarını sadece bireysel bir eksiklik olarak değil, toplumsal yararı belirleyen bir faktör olarak görür. Burada bir yandan insanın şaşması, toplumsal yapıların şekillendirdiği bir davranış biçimi olarak karşımıza çıkar.

Eğer etik açıdan bakarsak, “beşer şaşar” söylemi, insanın hata yapma eğiliminin kabulüyle, aynı zamanda bu hataların etik sonuçlarını da içine alır. Bu, bazen içsel bir çelişkiyle yüzleşmek anlamına gelir; doğruyu bilsek de yanlış yapma, insan olmanın bir parçasıdır.

Beşer Şaşar mı Şaşar Beşer? Epistemolojik Perspektif

Epistemoloji, bilginin doğası ve nasıl elde edildiği ile ilgilenir. “Beşer şaşar mı, şaşar beşer mi?” sorusu, aynı zamanda bilgiye ulaşmanın, anlam oluşturmanın ve yanlış bilgi üretmenin yollarını da sorgular. Bu açıdan bakıldığında, bilgi kuramı açısından, “beşer şaşar” görüşü, insanın bilgiye ulaşırken hata yapmaya meyilli olduğunu kabul eder. İnsanların doğruyu bulmak için çıktığı yolculuk, ancak yanılgılarla, yanlış anlamalarla ve kör inançlarla şekillenebilir. Şaşmak, insanın bilgiye ulaşırken sergilediği doğal bir davranış biçimi olarak kabul edilir.

Descartes’in şüpheci yaklaşımı (metodik şüphecilik), epistemolojik olarak insanın doğrulara ulaşırken yanlış bilgilere sapabileceğini kabul eder. Descartes’e göre, tüm bildiklerimizi sorgulamadan kabul etmek, insanın gerçek bilgiye ulaşmasını engeller. Bu bağlamda “beşer şaşar” yaklaşımı, bilgiye ulaşma sürecindeki bu şüpheci bakış açısını besler.

Öte yandan, empirizm akımının savunucuları, bilginin yalnızca deneyimler ve gözlemlerle edinildiğini savunurlar. Buradaki temel düşünce, insanın bilgiye ulaşma yolundaki şaşmalarını, yanlış gözlemlerden ya da yanlış çıkarımlardan kaynaklanıyor olarak görür. John Locke ve David Hume gibi empirist filozoflar, insanın doğuştan hata yapma eğiliminde olduğunu, fakat deneyim yoluyla bu hataların düzeltilmesinin mümkün olduğunu savunurlar.

Epistemolojik açıdan bakıldığında, “şaşar beşer” görüşü de önemli bir yer tutar. İnsanlar, bilgiye ulaşmak için hatalar yaparak öğrenir. Bu hata, epistemolojik bir araçtır; yanlış bilgi, nihayetinde doğru bilginin bulunmasına yol açabilir. Bu açıdan baktığımızda, bilgiye ulaşma süreci, şüphe, hata ve düzeltme süreçlerinden oluşur.

Beşer Şaşar mı Şaşar Beşer? Ontolojik Perspektif

Ontoloji, varlık felsefesidir. Yani, “varlık nedir?” sorusuyla ilgilenir. Eğer “beşer şaşar mı, şaşar beşer mi?” sorusunu ontolojik bir çerçevede ele alırsak, bu, insanın varlık durumunu, doğasını ve hata yapmaya eğilimli olup olmadığını sorgulayan bir sorudur. Ontolojik olarak, insanın şaşması, onun varlık durumunun bir parçasıdır. İnsan, düşünen bir varlık olarak, ontolojik olarak hata yapmaya meyillidir. Bunun sebepleri, insanın sınırlı doğasında yatar; insan, hem düşünsel hem de varoluşsal anlamda eksikliklere sahiptir.

Martin Heidegger, insanın varoluşunu “dasein” (oradoluş) terimiyle tanımlar ve insanın varlıkla olan ilişkisinin eksiklikler ve yanlış anlamalarla şekillendiğini savunur. Heidegger’e göre, insanın “doğası gereği” şaşması, onun varoluşunun bir parçasıdır. “Beşer şaşar” görüşü, burada insanın varlık haliyle bağdaştırılabilir; çünkü insan, kendi varoluşunu anlamak için sürekli olarak hata yapar ve yanılgılara düşer.

Hegel’in dialektik yaklaşımı da benzer şekilde insanın tarihsel süreçteki hatalarını, sürekli bir ilerleme ve doğruya doğru bir hareket olarak görür. Hegel’e göre, insanlık, geçmişte yaptığı yanlışlardan ders alarak sürekli olarak gelişir.

Sonuç: Beşer Şaşar mı Şaşar Beşer? Ve Bizim İçsel Yolculuğumuz

“Beşer şaşar mı şaşar beşer mi?” sorusu, insanın doğasına dair çok daha derin bir sorudur. Etik, epistemolojik ve ontolojik açılardan incelediğimizde, insanın şaşma eğilimlerinin, hem onun sınırlı doğasının bir sonucu hem de onu sürekli gelişmeye iten bir güç olduğunu görebiliriz. İnsan, hem bilgelik arayışında hem de etik kararlarında hata yapabilir, fakat bu hatalar, bazen doğruya ulaşmanın yolunu açan öğretiler olabilir.

Ancak, bu şaşmaların bize öğrettikleri neler? İnsan olarak hata yapmak, sadece düşmek değil, aynı zamanda yeniden kalkmak, öğrenmek ve daha iyi bir versiyonumuzu yaratma yolunda atılmış adımlar mıdır? Şaşmak, insan olmanın bir parçasıysa, peki doğruyu ve yanlışı nasıl ayırt edeceğiz?

Günümüz dünyasında, sürekli şaşan insanlardan oluşan bir toplumda, bu sorular daha da karmaşıklaşır. Sizce, insanın hata yapma eğilimi, toplumsal yapıları nasıl şekillendiriyor? Hatalarımız, toplumun etik ve epistemolojik temellerini nasıl etkiler?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

beylikduzu escort beylikduzu escort avcılar escort taksim escort istanbul escort şişli escort esenyurt escort gunesli escort kapalı escort şişli escort
Sitemap
ilbet yeni girişilbet girişgrandoperabet girişbetexper