İçeriğe geç

İnsan nedir yazari ?

Bu içeriğimizin sonuna geldik. Omh olarak “İnsan nedir yazari” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Sevişme tam olarak nedir?

Bunu ilk kez gerçekten kendime sorduğum geceyi hâlâ unutamıyorum. Kayseri’de hava çok soğuktu. Aralık ayının ortalarıydı ve ben yine elimde kahve kupasıyla pencerenin önüne oturmuş, sokağı izliyordum. Günlük tutmayı o kadar uzun süredir yapıyorum ki bazen yaşadıklarımdan çok hissettiklerimi hatırlıyorum. O gece defterime sadece tek bir cümle yazmıştım:

“Birine dokunmak neden bazen eve dönmek gibi geliyor?”

Sanırım sevişme tam olarak nedir sorusunun cevabını o geceden sonra aramaya başladım.

Bir insanın yanında kendin gibi susabilmek

Onunla ilk kez bir kafede buluşmuştuk. Çok dramatik bir an değildi aslında. Kayseri’nin kalabalık ama bir o kadar da içine kapanık sokaklarından birinde küçük bir yerdi. İnsanlar sessizce çay içiyor, dışarıda kar hafif hafif yağıyordu.

Ben çok heyecanlıydım.

Öyle böyle değil.

Bir insanın gözlerinin içine bakarken aynı anda hem kaçmak isteyip hem de sonsuza kadar orada kalmak nasıl bir duyguysa tam olarak onu hissediyordum. Ellerim sürekli kahve fincanına gidiyordu çünkü ne yapacağımı bilmiyordum.

Ama o çok sakindi.

Konuşurken gözlerini kaçırmıyordu. Bu beni hem rahatlatıyor hem de savunmasız hissettiriyordu. Çünkü bazı insanlar sana bakınca gerçekten görülüyorsun. Ve görülmek bazen korkutucu oluyor.

Saatlerce oturduk. Havadan sudan başladık ama konu bir şekilde yalnızlığa geldi. İnsan en çok sevildiğinde mi yalnız hisseder, yoksa hiç anlaşılmadığında mı?

Ben günlük yazdığımı söyledim. Güldü.

“İnsan kendini yazmadan anlayamıyor bazen,” dedi.

İşte o an içimde bir şey oldu.

Çünkü ilk kez biri, içimde sakladığım dağınıklığı normal karşılamıştı.

Sevişme sadece beden değilmiş

İnsan bunu yaşayana kadar tam anlayamıyor. Çünkü yıllarca çevreden duyduğumuz her şey, sevişmeyi sadece fiziksel bir yakınlık gibi anlatıyor. Oysa benim hissettiğim şey çok daha başka bir yerden geliyordu.

Bir akşam birlikte yürüyorduk. Hava keskin soğuktu. Cumhuriyet Meydanı neredeyse boşalmıştı. Montunun cebine ellerini sokmuş, yavaş yavaş konuşuyordu.

Ben kötü bir gün geçirmiştim.

İş yerinde canımı sıkan şeyler olmuştu. Kendimi değersiz hissettiğim günlerden biriydi. İnsan bazen hiçbir yere ait değilmiş gibi hissediyor. Ne kadar uğraşsa da eksik kalıyormuş gibi.

Beni dinledi.

Gerçekten dinledi.

Telefonuna bakmadan, lafı kendine çevirmeden, çözüm üretmeye çalışmadan… sadece dinledi.

Sonra durup bana sarıldı.

Uzun uzun.

Şimdi dönüp baktığımda şunu anlıyorum: Sevişme tam olarak nedir sorusunun cevabı bazen bir insanın omzunda sessizce nefes alabilmekte saklı.

Çünkü o sarılmanın içinde arzu vardı ama sadece arzu yoktu.

Şefkat vardı.

Güven vardı.

“Kırılmış olsan bile yanında kalırım” hissi vardı.

İlk gece

Bu kısmı yazarken bile kalbim biraz hızlanıyor.

Çünkü bazı anılar insanın teninden hiç çıkmıyor.

O gece korkuyordum. Heyecandan midem düğümlenmişti. İnsan sevdiği birine yaklaşırken neden bu kadar kırılgan hissediyor bilmiyorum. Sanki bütün kusurların ortaya çıkacakmış gibi oluyor.

Işık loştu.

Dışarıda hafif yağmur vardı.

Ve ben sürekli konuşuyordum çünkü sustuğum an kalbimin sesini duyacak diye korkuyordum.

Sonra yanağıma dokundu.

Öyle yavaş, öyle dikkatliydi ki…

Bir insanın sana zarar vermemek ister gibi yaklaşması gerçekten insanın içine işliyor.

İlk öpüştüğümüz an gözlerimi kapattığımda hissettiğim şey tutkudan çok huzurdu. Bunu yıllarca kimseye anlatamadım çünkü insanlar hep büyük, ateşli, gösterişli hikâyeler duymak istiyor.

Ama gerçek yakınlık bazen çok sessiz yaşanıyor.

O gece sevişmek dediğimiz şeyin sadece bedenlerin birbirine yaklaşması olmadığını anladım.

Bir insanın yanında utanmadan ağlayabilmekmiş biraz da.

Gece omzuna başımı koyup çocukluğumu anlatmıştım. Kırıldığım şeyleri. Babamla yaşadığım suskunlukları. Kendimi yetersiz hissettiğim zamanları.

Saçımı okşuyordu.

Hiçbir yere yetişmiyordu.

Hiç acele etmiyordu.

Ve o an anladım ki insan bazen ilk kez birinin yanında gerçekten güvende hissediyor.

Hayal kırıklığı da sevginin içinde varmış

Ama her güzel şey gibi bizim hikâyemiz de sonsuz olmadı.

Bunu kabul etmek hâlâ zor geliyor.

Çünkü insan bazen en çok yanında huzur bulduğu kişiyi kaybediyor.

Ayrılık ani olmadı. Yavaş yavaş uzaklaştık. Mesajlar seyrekleşti. Buluşmalar ertelendi. İnsan sevdiği kişinin içinden çıktığını hissedebiliyor bir noktada.

En acısı da ne biliyor musun?

Kavga etmeden bitmesi.

Çünkü öfke olsa tutunacak bir şey oluyor. Ama sessizlik… insanı içten içe çürütüyor.

Bir gece yine günlük yazıyordum. Saat üç olmuştu. Şunu yazmışım:

“Bir insanın sana artık eskisi gibi bakmaması fiziksel bir ağrıya dönüşebiliyor.”

Gerçekten öyleydi.

Kayseri’nin soğuk gecelerinde uzun uzun yürüyordum. Kulaklık takıyor ama müzik bile açmıyordum. Çünkü kafamın içindeki sesi bastıramıyordum.

Sevişme tam olarak nedir diye tekrar düşündüm o günlerde.

Ve şunu fark ettim:

Sevişmek sadece kavuşmak değilmiş.

Özlemekmiş biraz da.

Eksikliğini hissetmekmiş.

Birinin teninden çok, varlığını aramakmış.

İnsan bazen bir kokuyu yıllarca unutamıyor

Aradan aylar geçti.

Hayat devam etti gibi göründü.

İşe gittim, arkadaşlarımla görüştüm, yeni insanlar tanıdım. Ama bazı geceler hâlâ onu düşünüyordum. Özellikle yağmur yağdığında.

Çünkü insan bazı duyguları belirli anlarla mühürlüyor.

Bir akşam dolabımı düzenlerken eski atkısını buldum. Kokusu çoktan gitmişti ama yine de oturup uzun süre elimde tuttum.

Ağladım.

Hiç utanmadan ağladım.

Çünkü bazı insanlar gittikten sonra bile hayatında yer kaplamaya devam ediyor.

Ve galiba sevişmenin en gerçek tarafı da burada ortaya çıkıyor.

Birine gerçekten yakın olduysan, o yakınlık bittikten sonra bile sende yaşamaya devam ediyor.

Bugün geldiğim yerde

Bunu da Okuyun: İnkılapçılık ilkesine örnekler nelerdir ?

Şimdi 25 yaşındayım.

Hâlâ günlük yazıyorum.

Hâlâ bazı geceler pencere önünde kahve içiyorum.

Ama artık sevişme tam olarak nedir sorusuna daha farklı cevap veriyorum.

Bence sevişmek bir insanın bedeninden önce kalbine dokunabilmek.

Yanında rol yapmamak.

Kötü gününde kaçmamak.

Sessizliğini anlayabilmek.

Birlikte gülebilmek kadar birlikte susabilmek.

Ve en önemlisi… birini incitmemek için özen göstermek.

Çünkü gerçek yakınlık hoyrat olmuyor.

Gerçek sevgi acele etmiyor.

İnsan bunu yaşayarak öğreniyor.

Ben öğrendim.

Birinin saçlarını okşarken aslında onun bütün korkularına dokunduğunu…

Bir öpücüğün bazen “buradayım” demek olduğunu…

Ve bir sarılmanın bazı yaraları gerçekten hafiflettiğini öğrendim.

Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatımızdan çıksa bile içimizden hiç çıkmıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.nethane.net https://megaplan.com.tr https://ozgulyayinlari.com.tr Sitemap
ilbet yeni girişilbet girişgrandoperabet girişbetexperhiltonbet giriş