Sıla mı Gurbet mi Ne Demek? Bir Psikoloğun Gözünden Aidiyet, Özlem ve İnsan Zihninin Derin Kodları
Bir Psikoloğun Girişi: Özlemin Zihinsel Anatomisi
İnsan davranışlarını anlamaya çalışan bir psikolog olarak, beni en çok düşündüren şeylerden biri, insanların neden “gitmekle kalmak” arasında bu kadar sıkıştığıdır. “Sıla” dediğimiz şey, köklerimizin yankısıysa, “gurbet” belki de bilinçaltımızın meydan okumasıdır.
Peki, bir insan neden gurbete gider? Ve neden her giden, bir gün “sıla”yı hatırlarken içinden aynı sızıyı duyar?
Bu sorular sadece kültürel değil; bilişsel, duygusal ve sosyal psikolojinin kesiştiği derin bir insanlık meselesidir.
Bilişsel Psikoloji: Zihnin “Yer” Hafızası
Bilişsel psikoloji açısından bakıldığında, “sıla” ve “gurbet” kavramları, yalnızca mekân değil, zihinsel haritalardır. İnsan beyni, yerleri duygularla kodlar. Bir çocukluk sokağının kokusu, bir annenin sesi, bir kapı zili melodisi…
Bunlar, belleğimizdeki “sıla temsilleri”dir.
“Gurbet” ise bu temsillerin kırıldığı, alışılmış duygusal bağların zayıfladığı bilişsel bir alanı temsil eder.
Yeni şehir, yeni dil, yeni insanlar… Beyin, bu uyaranları “tehdit” olarak algılar ve geçici bir uyum stresi yaşar. Bu yüzden göç eden insanların ilk dönemlerinde görülen unutkanlık, dalgınlık, huzursuzluk gibi belirtiler, aslında bir “bilişsel yeniden haritalama” sürecidir.
Bir insan, aidiyetini kaybettiğinde hafızasını da mı kaybeder?
İşte “gurbet sendromu” tam da burada doğar.
Duygusal Psikoloji: Özlemin Nöropsikolojisi
Duygusal açıdan “sıla” bir güven alanıdır. İnsan beyninin duygusal merkezlerinden biri olan amigdala, tanıdık ortamlarda daha az uyarılır; bu, huzur duygusunu besler.
Oysa “gurbet”, tanıdık olmayan uyaranlarla doludur. Bu da beynin sürekli “tetikte” kalmasına neden olur.
Bu durum, duygusal yorgunluk ve duygusal kaygı üretir.
Birçok gurbetçi, depresyon ya da kronik özlem duygusu yaşarken, aslında zihinsel olarak değil, nöropsikolojik olarak “yerinden edilmiş”tir.
Özlem burada bir duygudan çok, bir savunma mekanizması hâline gelir.
Beyin, tanıdık olanı hatırlayarak stres hormonlarını azaltmaya çalışır. Bu yüzden bir türküyü dinlerken ağlamak, bir yemeği koklarken çocukluğa dönmek tamamen nöropsikolojik bir tepkidir.
Peki, beyin “eve dönmeden” huzuru bulabilir mi?
Bu sorunun cevabı, duygusal zekânın derinliğinde saklıdır.
Sosyal Psikoloji: Aidiyetin Görünmez Bağları
Sosyal psikoloji bize şunu öğretir: İnsan, toplumsal bir varlıktır ve kimliğini ait olduğu gruplar üzerinden tanımlar.
“Sıla”, bireyin toplumsal kimliğini onaylayan ortamdır. “Biz” duygusu en yoğun orada yaşanır.
“Gurbet” ise bireyin “ben” duygusunu sınar. Çünkü orada artık kimse onu tanımaz; toplumsal aynalar değişmiştir.
Bu noktada iki farklı psikolojik süreç işler:
1. Uyum (Assimilation): Yeni toplumun normlarına entegre olma.
2. Köken Koruma (Cultural Maintenance): Kendi kültürel kimliğini sürdürme.
Gurbetçi birey, bu iki süreç arasında sıkışır. Bir yandan kabul görmek ister, bir yandan da kimliğini korumak. Bu çelişki, sürekli bir “sosyopsikolojik denge” arayışına yol açar.
Sıla mı gurbet mi?
Belki de bu sorunun cevabı, “kimliğini nerede tamamladığın”la ilgilidir.
İçsel Denge: Giden mi Kalır, Kalan mı Gider?
Psikolojik açıdan bakıldığında, “sıla” yalnızca bir yer değil, bir duygusal tutarlılık alanıdır. “Gurbet” ise bireyin içsel dönüşümünün sahnesidir.
Bir insan, gurbette kendini kaybedebilir ama aynı zamanda yeniden bulabilir.
Bazıları için sılaya dönmek, güvenli limana varmak gibidir; bazıları içinse gurbette kalmak, özgürleşmenin tek yoludur. Çünkü aidiyet, artık coğrafi değil, psikolojik bir deneyimdir.
Belki de insan, nereye giderse gitsin, içinde taşıdığı “sıla”nın tutsağıdır.
Sonuç: Sıla ve Gurbet Arasında İnsan Olmak
“Sıla mı gurbet mi?” sorusu, aslında “insan kime ve nereye aittir?” sorusunun bir başka biçimidir.
Bilişsel düzeyde, beyin geçmişe tutunur. Duygusal düzeyde, kalp tanıdık olana özlem duyar. Sosyal düzeyde, kimlik ait olduğu toplulukta kök salmak ister.
Ancak psikolojik olgunluk, bu üç düzeyin uyumunda yatar:
Kökenini bilip, yeniye açık kalabilmek.
Sılayı sevmek ama gurbette büyüyebilmek.
Siz hangi taraftasınız?
Sılaya dönmeyi mi, yoksa gurbette kendinizi bulmayı mı seçerdiniz?
Belki de asıl mesele, nereye ait olduğumuz değil, hangi duyguda kendimizi “evde” hissettiğimizdir.